Bebek Mutlu Son Hizmeti Ebru
Bebek Mutlu Son
Bebek Mutlu Son Ralph, ona seslendi:
“Domuzcuk! Kibritin var mı?”
Dağ yankılarla çınlayıncaya dek, öteki çocuklar da aynı
suali yinelediler bağlarıra çağıra.
Domuzcuk, hayır dercesine başını sallayıp, odun yığınına
yaklaştı:
“Vay! Amma da çok odun yığmışsınız!”
Jack, ansızın bir şey gösterdi parmağıyla:
“Gözlüğü… Ateşi yakmak için mercek olarak kullanın
gözlüğünü!”
Domuzcuk kaçamadan, çevresi sarıldı.
“Bırakın beni!”
Bebek Mutlu Son
Jack, gözlüğünü yüzünden kapınca, Domuzcuk’un sesi
terfi etti, müthiş bir vehamet çığlığına dönüştü:
“Dikkat edin! Verin bana gözlüğümü! Kör gibiyim
nerede ise! Denizkabuğunu kıracaksınız!”
Ralph, Domuzcuk’u dirseğiyle itti; odun yığınının
yanıbaşlangıcında diz çöktü:
“Geri çekil ki, görebileyim.”
Bir itişip kakışma, gereksiz bağrışmalar oldu. Ralph,
batmak üzere olan güneşin beyaz ve parlak bir görüntüsü,
çürük bir odun parçasına yansıyıncaya kadar, gözlüğün
camlarını bir ileri bir geri, şuraya buraya tuttu. Derhal
yükselen ince bir duman, Ralph’ı öksürttü. Jack da çömelip
hafifçe hafifçe üfledi. Duman yayıldı, arttı ve minicik bir alev
belirdi. Pırıl pırıl güneş ışığında ilkin nerede ise görülmeyen
bu alev, küçük bir dalı sardı, büyüdü, renk renk oldu, irice bir
dala erişti. Dal, keskin bir çatırdamayla tutuşuverdi. Alev,
uçuşa uçuşa terfi etti, çocuklar “Yaşaaa!” diye bağrıştılar.
Domuzcuk,
“Gözlüğüm!” diye uluyordu. “Gözlüğümü verin
bana!”
Ralph, odun yığınından uzaklaştı. Domuzcuk’un uzanıp
arayan eline verdi gözlüğü. Domuzcuk’un sesi alçaldı, bir
homurdanmaya döndü:
“ancak görenık lekeler, işte o denli. Kendi elimi bile zor
görüyorum…”
Çocuklar dans ediyorlardı. Odun yığını, öylesine çürük, şu
sırada öylesine kupkuruydu ki, koskocaman dallar yukarıya
doğru yirmi ayak yüksekliğe salkım saçak fışkıran alevlere
tutkuyla teslim oluyordu. Ateşin çevresindeki ısı,
çocukların üstüne bir yumruk benzer biçimde iniyordu. Havadaki esinti,
bir kıvılcım nehri olmuştu. Kütükler ufalanıyor, beyaz bir
toza dönüşüveriyordu.
Ralph bağlarırdı:
“Daha çok odun! Daha çok odun getirin hepiniz!”
Çocukların yaşamı, ateşle yapılan bir yarış halini aldı. Üst
yamaçtaki ormana dağıldılar hepsi. Dağın tepesindeki
tertemiz bir alev bayrağının dalgalanması biricik fakatçlarıydı;
bundan başka bir düşündükleri yoktu şimdilik. En küçük
oğlanlar bile, meyvelerin çekiciliğine kapılmadıkları
sıralarda, ufak odun parçaları getiriyorlar, ateşe atıyorlardı.
Esintiler birazcık daha hızlandı, hafifçe bir rüzgâr çıktı. O zaman
ateşin rüzgâr altı yanıyla rüzgârlı yanı, ne olursa olsun ayrıldı
birbirinden.
Son yorumlar